Ekonomi

‘Şimşek’in marketlerle ilk dansı’

Mehmet Şimşek’in Hazine ve Maliye Bakanı olarak seçilmesiyle birlikte ekonomi politikalarına ilişkin öngörüler gündeme gelmeye başladı. Döviz kurları, KKM ve DTH hesapları, faizler ekonomi çevrelerinde sıkça tartışılır.

Birgün yazarı Hayri Kozanoğlu, “Şimşek’in piyasalarla ilk dansı” başlıklı yazısında ekonomideki olası gelişmeleri 10 maddede değerlendirdi. Kozanoğlu’nun yazısının ilgili bölümü şöyle:

“bir- Ekonomi yönetimi 28 Mayıs seçimlerinde tüm döviz rezervlerini yakma değerine 19.93 TL’den girmeyi başardı. Seçimden sonraki 7 iş gününde dolar kuru kontrol altındaymış izlenimi veren bir tempoyla 21,57 TL’ye geldi. 8 Haziran’da dolar kuru 1 günde yüzde 7,75 artışla 23,25 TL’ye ulaştı.

2- Bir ülkenin döviz geliri ile döviz gideri arasındaki fark cari işlemler dengesini ortaya koymaktadır. Türkiye’de döviz gelirleri hep giderlerin altında kaldığı için hep cari açık veriliyor. Örneğin 2022 cari açığı 48,8 milyar dolardı. Son 12 ayın cari açığı 54,2 milyar dolar. Son 1 yılda cari açığın finansmanı için 5,7 milyar dolar rezerv satıldı, net hata noksanlardan 19 milyar dolar finanse edildi. Ama şimdi o kaynak kurudu, tam tersine Mart 2023’te 2.4 milyar dolar çıkış oldu. Bu nedenle cari açığı azaltmak için TL’nin çok kaybedeceği varsayıldı. 50 milyar doları aşması ve ihracatı hızlandırması bekleniyor.

3- Ancak TL’deki değer kaybının döviz kuru geçişkenliği yoluyla enflasyonu beslemesi kaçınılmaz görünüyor. En son açıklanan Mayıs 2023 enflasyon rakamlarında ÜFE-TÜFE farkı yüzde 1,2’ye geriledi. Sepet kurundaki artışla birlikte önce üretici fiyatları yükselecek, makas açılacak ve ardından bu maliyet artışları tüketici fiyatlarına yansıyacak. Peki, bu gelişmelerin sıradan vatandaşların hayatına etkisi ne olacak? TÜİK’e göre yılın ilk 5 ayında fiyatlar yüzde 15,26 arttı. Ancak doğalgaz fiyatlarının sıfır olduğu düşünüldüğünde TCMB’nin hesaplamalarına göre enflasyon yüzde 2,4 geriledi. Temmuz zamları yapılırken, kurdaki değişim artık piyasa fiyatlarına sınırlı olarak yansıyacak. Döviz kuru geçişkenliğinin yüzde 15-20 olduğu varsayılmıştır. Örneğin yıl sonunda dolar kuru 30 TL olursa bu enflasyonu yüzde 7,5-10’ların ortasında yükseltir. Geçimini emeğiyle sağlayan insanlar da bunun etkisini daha az et, peynir, taze meyve ve sebze tüketerek hissedecekler ve her ay satın alma güçleri azalacak.

4- Uluslararası bankaların döviz iddiaları hep paylaşılıyor: Goldman Sachs (Merkez Bankası Başkanlığına atanan Gaye Erkan’ın 9 yıl görev yaptığı banka) dolar kuru 3 ayda 23 TL’yi geçmeli, Bank of America dolar kuru 25 tl olması lazım Türkiye’ye giriş koşullarını da onlar dikte ediyor. Hesap kolay, dolar kuru 20 TL yerine 25 TL olursa 1 dolarla daha çok hisse, Devlet İç Borçlanma Senedi vs. alabilirler. Son gelen bilgilerle yabancıların hisse senedi portföyü 23,3 milyar dolara, DİBS durumu ise 1 milyar dolara geriledi. Bu nedenle TL’deki her fiyat kaybı, sıcak para girişine davetiye çıkaracağı beklentisiyle alkışlarla karşılanıyor.

5- 2 Haziran prestiji ile şahısların 105,5 milyar dolar, şirketlerin 70 milyar dolar döviz mevduatı bulunuyor. Özellikle bireyler Türkiye’deki satın alma güçlerinin zayıflamaması ve birikimlerinin erimemesi için dövizi elinde tutuyor. Geçmişte döviz kurları yükseldiğinde portföylerinin en azından bir kısmını TL’ye çevirdikleri ve karlarını gerçekleştirmeye çalıştıkları biliniyor.

Bankaların alım-satım spreadleri bu hafta yüzde 9-10’dan yüzde 3,5-4’e daralmış olsa da döviz satışını teşvik edecek kotasyonlar henüz söz konusu değil. Böylece alışılagelmiş kur dengesi sistemi artar, tasarruf refleksi devre dışı bırakılır.

6- Peki, döviz kurlarındaki bu kadar sert artışın maliyeti nedir? Türkiye’nin dış borcu 459 milyar dolar. Bu dolardaki 1 TL’lik artış, dış borç maliyetinin 459 milyar TL artacağı anlamına geliyor. Özel sektör son yıllarda dış borcunu azaltırken, kamu dış borcundaki hızlı artış dikkat çekiyor. Toplamda kamunun 186,9 milyar dolar, TCMB’nin 32,8 milyar dolar dış borcu var. Hazine’nin tek başına 117,8 milyar doları dış borç, 28,6 milyar doları iç borç olmak üzere 146,4 milyar dolarlık döviz borcu bulunuyor. Nitekim her kur artışı, artan vergiler ve azalan sosyal hizmetler ile sıradan insanın hayatını olumsuz etkileyecektir.

7- Özel sektörün özellikle 2018 kur krizinin ardından kademeli olarak döviz borçlarını tasfiye etmesi dikkat çekiyor. Reel sektör firmalarının öncelikle yurt içi bankalara olan döviz yükümlülüklerini azaltmaları kur dalgalanmalarının getirdiği kredi risklerini de azaltmaktadır. 2017 yılı sonunda 188,1 milyar dolar olan finans sektörü dışındaki şirketlerin net döviz durumu açığı, 2022 yılı Mart ayında 90,3 milyar dolara geriledi. yerli bankaların döviz borçları 74,3 milyar dolar arttı. Bu arada dış krediler 5,1 milyar dolar, ithalat borçları ise 14,1 milyar dolar arttı.

8- Gelelim Döviz Korumalı Mevduat’a (KKM). Son rakamlar KKM’nin 2 trilyon 533 milyar 600 milyon TL’ye ulaştığını gösteriyor. Döviz kurundaki dalgalanmalar da KKM’den ödenecek faiz yükünü hızla artırıyor. Bankaların KKM hesaplarına ödeyeceği faizin serbest bırakılması; bu maliyetin ne kadarının bankalar, ne kadarının Hazine ve TCMB tarafından karşılanacağını bilmemizi imkansız kılıyor. İsterseniz konuyu daha iyi toparlayabilmeniz için durumu bir örnekle açıklamaya çalışalım.

Dolar 20 TL iken 100 bin TL’nizi yüzde 24 faizle 3 ay vade ile yatırıyorsunuz. 100.000$, 5.000$’a eşittir. Dolar kurunun vade sonunda 25 TL’ye yükseldiğini varsayalım. Banka 3 aylık yüzde 6 faizle 100 bin TL’den 6 bin TL’ye ödeyecek. KKM’nin paranızın 5.000$’ın altına düşmeyeceği garantisi sayesinde; 5.000 x 25= 125.000 TL alacağınız için kalan 19.000 TL Hazine tarafından ödenecektir. Yani kur yüzde 25 artarak 20 TL’den 25 TL’ye çıkarken, bu maliyetin yüzde 6’sını ilgili banka, yüzde 19’unu Hazine karşılayacak. Bu kolay hesap bile, son kur hareketinin halka daha yüz milyarlara mal olduğunu kanıtlıyor.

9- Toplumdaki genel kanı TL’nin çok değerli olduğu ve seçimlerden sonra döviz artışının kaçınılmaz hale geldiği yönündeydi. Gerçekten de olan buydu. Reel kuru izlemek için en güvenilir gösterge TCMB’nin reel faiz istatistikleridir. Burada endeks sayısının azalması TL’nin değer kaybettiğini, artması ise değer kazandığını göstermektedir. TÜFE bazlı reel kur endeksi Mayıs 2023’ün prestijiyle 57,92 olarak açıklandı. Bu Aralık 2021’de 47,69’dan belirgin bir artışa işaret ediyor. Ama biraz geriye gittiğimizde Ekim 2021’de 59,46’nın bile altında bir seviye. Hatırlayalım , o günlerde TL’nin değerlenmediği ancak hızla değer kaybettiği söylenirdi. Endeks sayısı, faiz artışlarının başladığı Eylül 2021’de 62,30’un, 2018 kur atağının ardından ulaştığı en düşük nokta olan Eylül’de ise 62,46’nın oldukça altında. Peki bu tuhaflığı nasıl açıklayacağız? Tek bir cevabımız var, TÜİK’in açıkladığı tüketici enflasyonu gerçeği yansıtmıyorsa otomatik olarak TL’yi değersiz gösteriyor. Daha yüksek, yani reel enflasyon rakamları açıklansaydı, bu endeks de daha yüksek olacaktı ve paramızın gerçekten değerli olduğunu ortaya koyuyordu.

10- Kamuoyu nezdinde yüzde 8,50 olan TCMB politika faizinin 22 Haziran’daki ilk Para Politikası Kurulu toplantısında daha da öncesinde inanılmaz bir toplantıyla sert bir şekilde artırılacağı beklentisi var. Bildiğiniz gibi yabancı yatırım bankaları da bu konuda görüşlerini dile getiriyorlar. Örneğin, Morgan Stanley ilk elden yüzde 20’ye çıkmayı beklediğini açıklıyor. Döviz kurundaki belirgin değer kaybının ardından faiz artırımının hem para girişini teşvik etmesi hem de TL’yi teşvik ederek kuru istikrara kavuşturması bekleniyor. Ama burada önemli konular var. Birincisi, reel faiz ancak beklenen enflasyon ve nominal faiz biliniyorsa hesaplanabilir. Ekonomi yönetiminin son enflasyon raporunda açıkça geçersiz olan yüzde 22,3 enflasyon beklentisi dışında başka bir gösterge yok. İkincisi, faiz oranlarındaki keskin artış, vadelerin kısa olması nedeniyle hem borç alanların, özellikle KOBİ’lerin ve bireysel borçluların kredi riskini artırmakta hem de kredi talebini azaltarak ekonomide talebin ani bir şekilde durmasına yol açabilmektedir. Bu da ekonomik durgunluk ve artan işsizlik anlamına geliyor. Üçüncüsü, bir merkez bankasının tüm faiz artışlarını bir anda yaparak elini göstermesi ve hücum kabiliyetini kaybetmesi asla istenmez. Bu nedenle hem FED hem de ECB faiz oranlarını kademeli olarak artırıyor. Ancak sıcak para, Erdoğan’ın “Londra’daki tefeciler” dediği gibi girmek için ‘bazuka’ adı verilen faiz oranlarında keskin bir artış talep ediyor. (HABER MERKEZİ)

haymanahaber.xyz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu